kontorsbild_lottorp_ny

Şiva dan bir kutsandıkta durulduk ,

Ganga'ya seremoniye gidiyoruz dendiğinde hem biraz şaşkın hemde biraz heyecanlıydık. Öyle ya kaç kere hayatta Ganj nehri (ara ara Ganga ara ara Ganj diyorum lütfen kusura bakmayın ama Fransızlar ve Türkler Ganj diye hitap ediyorlar.) kenarında bir tören izleme fırsatı bulabilirki insan. Tabi gittiğimizde bizi şok eden olay, zaten pis olan ve açık havada bulunan nehir kenarına, ayakkabılarımızı çıkarıp geçecek olmamızdı. Sasha (Amerikalı ama Fransa'da yaşıyor. Kendisini sanki 10 senedir tanıyor gibiyim),Barbara ( Belçikalı ve söylemeden geçemeyeceğim kendisini çok kıskanıyorum çünkü kendisi Avustralya'yı ve Güney Afrikayı karış karış van ile dolaşmış). ile birbirimize bakındık ya çalınırsa terlikler diye elimize alsak dedik, ama izin çıkmadı meğersem topluca gelen grupların terliklerini ayrı ayrı kutuya kitliyorlarmış. Eh böylece terlik krizini çözdükten sonra inek pisliği, çamur, bilimum sidik, böcek ölüleri ve belkide daha nicesine basarak Ganj'ın kenarına indik. Bu seremoninin ismi "Ganga Aarti" ve her gün sadece maksimum 50-60 kişi ile birçok farklı alanda yapılıyor. Fakat biz Parmarth Niketan'da yapılana katıldık. Çalgı, çengi çalan ve şarkı söyleyen gençler... Yakınlarda bulunan Ashramlarda (manastır) kalan bazısı yetim bazısı öğrenci gencecik kişiler... Hinduizm dini çok değişik (burada gene bir parantez olarak söylüyorum yanlış anlayanlar oluyor yoga dini hiçbir öğe içermemektir, hatta herhangi bir din ile uzaktan yakından alakası yoktur) yani fazlaca dini ritüelden ve sembolizmadan ibaret gibi birşey aslında. Ganj nehri kutsal bir yaratılış olarak kabul ediliyor ve herkesin bildiği gibi o kadar kirliliğe rağmen kendini temizlediğinide inanılıyor.Aslında Rishikesh'de olan su temiz ve ayaklarımı soktuğumda buz gibi serin bir suydu. Garip bir şekilde hoşuma gitti bu. O an ne pisliğini ne insanları nede hep bir ağızdan söylenen mantraları duydum. Zamanın durduğu anlardan biri gibi oldu benim için. Sanırım sırf bu yüzden bile hayatımın en önemli tecrübesi diyebilirim. Bu dine mensup olan kişiler için çok duygusal bir tören bu. Saygı ile beraber adanmışlık hissi veren bir tecrübe. Bu seremoni boyunca en çok tekrar edilen şey egoyu aşmak yani egonun ötesine geçmek ve onsuz olmak. Ben tabiki de söylenenlerin çoğunu anlamıyorum ama arkadaşım 40 yaşında ki biyoloji öğretmeni Manudipa bana arada çevirerek neler konuşulduğunu söylüyordu. Söylediklerinden biri de  herkesin içinde bir parça tanrısallığın yattığı yani diğer bir anlamda herkesin yaratıcının bir parçasını içinde yaşattığı hakkında idi. Buddha'nın dediği gibi herkes Buddha olabilir; eğer egoyu kenara bırakıp kendini anlamak ve anlamlandırmak yoluna girersen zaten sen bir Buddha'sındır. Herkesteki tanrısallık.. Aynı zamanda Sufi anlayışındaki Vahdet- i Vücud'u da hatırlatıyor. Yani yaratılan ile yaratan aynı kaynaktan geliyor ve sen bensin ben senim anlayışı ortaya çıkıyor. Bu törendeki en güzel şeylerden biri de en son söylenen şükür mantraları idi. Herşeye; yaşadığına,yürüdüğüne,yediğine, hatta insan olduğuna, elindekilere ve bütün evrene şükür etmek. Seremoni bittikten sonra terliklerimize kavuştuk ve yaklaşan fırtınanın altında Ashram'a tekrar yürüdük. Aklıma bugün hep dünki felsefe dersi vardı... Hayatta herşey senin seçimlerinden ibaret ve şu anda bulunduğun durum senin dışında kimsenin sorumluluğunda değil. Ben ailem, erkek arkadaşım, eşim, işim, patronum veya karım yüzünden şu anda buradayım dediğin zaman işte herşeye gözünü kapatmış oluyorsun. Felsefe hocası Vijet bunlardan bahsederken yoga ve felsefe hakkında başka bir noktayada dikkat çekmişti. Hayatta her zaman bir şeye karşı bir şeyi seçiyoruz bu o taksi değil bu taksiye bineyim olsa bile hayat hep seçimlerden ibaret. Samadhi yoluna yani kendini anlama yoluna giren kişi işte bu küçük detaylara; seçimlere, aldığı nefese, yediği yemeğe, insanları dinlemeye başlıyor. Anlatacak çok şey var ama Ganj'da da kutsanmadım demeyeceğimi biliyorum.. Buranın insanın içinde bıraktığı duygu çok fazla geliyor bazen. Ağlasam mı? Gülsem mi? Bilemiyorum.
Değişen ben miyim yoksa hep böyleydim sadece görmemiş miydim? Buddha'da dememişmiydi hiçbirşey kalıcı değildir olanı olduğu gibi görürüz diye. Yoksa ilüzyonduda ben mi göremedim? Elon Musk'da Matrix içerisinde yaşıyoruz demişti hem.. Gerçi Descartes'de herşey bir ilüzyon dahi olsa "düşüncelerin" olduğumuzun kanıtı olduğundan bahsedip; "Cogito, ergo sum." yani "Düşünüyorum öyleyse varım." dememişmiydi.. Benim kafam bu gece saatinde daha çok karışmaya başladı. 

İnsanlar tarihte felsefeye ve sorgulamaya karnı doyduktan sonra başlamışlardır yani yemeğini rahatça kendisi bulabiliyorsa artık vakti vardır ve düşünebilir.. Biz şehir insanları ise bu vakti sanırsam daha çok boşluğa harcıyoruz; neden aramadı, acaba niye gitmedi, beni sevmiyor mu, acaba nereden alışveriş yapsam, şu okulada bir oğlanı atabilsek... vesaire vesaire. Acaba açken hayat daha mı rahatmış ne ? 

Namaste 

28.05.2017