kontorsbild_lottorp_ny

Ganj ı dinliyorum gözlerim kapalı ,

Geleli bir hafta oldu. Alıştım gibi aslında. Ama ilk gün evlere şenlik geçti..

Hindistana yani Delhi'ye ulaştım. Dört saat sonrasında Dehradun'a gidecek uçağımı beklemeye başladım.İlk hindistana giderken yardımını aldığımız ve çok memnun kaldığımız Jules Verne'den ( wwww.julesverne.com.tr) Yonca Hanım sağolsun ulaşım ve iç hatlar uçuşlarımı ayarladı. Bu arada gözünüz korkmasın bütçenize, zamanınıza ve en önemlisi isteğinize göre çok güzel ve samimi bir şekilde ilgileniyorlar. Tabiki iç hatlarda bir güzel fazla bagaj ücretimi ödemek zorunda kaldım. Bu beklenmedik birşey değildi tabiki; iki bavulda çarşaftan, Hacışakir sabuna, bilumum ilaçlardan, anneannemin aç kalırsın enerji olsun diyerek elime tutuşturduğu cevizli sucuğa kadar herşey vardı. Dehradun'a bir saat uçak yolculuğu ile ulaştıktan sonra oradaki yetkili arkadaş muhteşem yoga sohbeti ile beni Ashram'a getirdi. İtiraf etmeliyim ay süper aydınlanmaya geldik yerine ben evime dönmek istiyorum diye ilk gün ağladım. Odam beklediğim gibiydi tabiki basit ve yeterli. Ama kirliliği evlere şenlikti.. İşte ozaman anladım değerini nekadar kendi limitlerimiz içerisinde elimizde olanlara okadar alışmışızki, okadar bize normal geliyorki ve herşeyi okadar çantada keklik gibi görüyoruzki elimizdekilerin değerini bilmeyi unutmuşuz. Sanırım rahatlık bölgemizden çıktığımızda ancak birşeylerin değerini anlayabiliyoruz. İlk gece beni çok tatlı iki hamamböceği arkadaş karşıladı ama biraz mutantlaşmışlardı ki yaklaşık işaret parmağım kadar bir uzunlukları vardı. Ahimsa yani sanskritçe olarak hiçbir canlıya zarar vermemek anlamına gelen ve menşei Buddha olan anlayışla geldiğim yerde ilk akşam bir leşim vardı. Terliğin tek darbesi ile sizlere ömür oldu. Diğer arkadaşı ise hala kayıplarda bilmiyorum nereye gitti ama benim yanımdan uzaklaştığını umut ediyorum. İlk gece uyuyamadım hemde hiç.. İkinci gün her saatte bir ayaklarımı ıslak mendille silmeye basladım, yemeklere yanyan gözlerle baktım (ki gerçekten lezzetliler aslında) aslında alışıktım hint yemeklerine ama maalesef otellerdekilere. Üçüncü gün dayanamadım buradaki kızlarla (hepsi dünya tatlısı) şehire inerek temizlik malzemesi almaya karar verdik. Annemden öğütler geldi tabiki "Kızım çamaşır suyunu kovaya az koy suya onada biraz hani varya bulaşıkları yıkıyoruz Pril ondan koy. Ama çok başka birşeyde ekleme ki sonra yan etkisi olur." Bu öğütlerle beraber, kova, camasır suyu, bulasık deterjanı, tuvalet için ürün, bezler, eldivenler, naftalin (test ettim onayladım böcek yaklaştırmıyor odaya ama  küçücük odaya 8 tane birden koymayın çünkü ben bir kaç gün baş dönmesi ve ağrısı yaşadım kokudan.meğersem yanlışmış) alarak odama geri döndüm. Herkes şaşkın tabi ne yapacaksın bu kadar malzemem ile derken odaya 3 saat boyunca bir giriştim bir giriştim. Arkada durmadan tekrarda çalan Bahamas- Waves ve başımda bandanam ile ben. Oda pırıl pırıl oldu ama tam tamına 7 kova siya su çıktı. Kırkladım diyebilirim. Ardından mutluydum. İşte bu küçük mutlulukları unutmuşuz biz. Aslında çok kolaymış mutlu olmak baksanıza kendim temizledim sonra oh dedim ne güzelmiş bu şey. Hatta en son okuduğum kitaplardan biri olan Thich Nhat Hanh'ın "At Home in the World" adlı kitabında yazan şeyi uyguladım. Bulaşık yıkarken bile nefesinize dikkatiniz ve farkındalığınız ile bu bile meditasyon olabilirdi. Bende öyle yaptım dizlerimin üstünde her kareyi iyice silerken nefes çalıştım. Ne kadar güzel bir şeymiş bu nefes denen şey. Bir küçük oda bile senin olduktan sonra, senin emeğini taşıdıktan sonra senin dünyan olabiliyor. Şimdi mutluyum ilk günlerdeki panik kayboldu. Yemekler konusunda birşey yapmıyorum çok güzel bir organik kurabiye markası buldum 2 günde bir kutu ondan bitirip, yemeklerde çok karıştırmamaya çalışıyorum. Sadece bir gece çok kötü mide ve bağırsak sorunu yasadım ama benim dışımda herkes 3-4 gün boyunca yatmak zorunda kaldı. Bunada şükür.  Şimdi Ganj'ın yani Mother Ganga'nın yanında edindiğim çok tatlı arkadaşlarla ilk defa Ashram yemeğinden farklı olarak (Pazar günü serbest) bir yemek yiyorum. Güzel mi? Çokta değil. Ama ne dedik şükür! Bir gün Hindistan'ın bir şehri Rishikesh'de Little Buddha adlı bir cafede bir Amerikalı, bir Avusturalyalı, bir Türk ve Belçikalı falafel ve humus yiyorlarmış.. Hayat küçük fıkralardan ibaret galiba. 

27.05.2017