kontorsbild_lottorp_ny

Kumdan evler yoga, maya, illüzyon, felsefe,

 

Kumdan evler

Ders bitiminden sonra koşar adımlarla merdivenden iniyorduk; gerçekten vegan olduğum (ara sıra peynir ile) faktörünü görmezden gelerek kocaman bir öküz yiyebilirdim demek istiyorum. Sasha'nın elinden telefonu düştü ve malum hazin son yaşandı. Kırıldı. 
Kırılmasının ardından Sasha sinirlendi. Bir kaç şey söylendi. Ardından arkamızdan gelen Azad ( akşam derslerinde canımızı okuyan aramızda işkenceci adını verdiğimiz  hocamız olur kendisi. Ben hayatımda  bu kadar beni zorlayan bir yoga dersi daha görmedim ve hayatı bu derste sorgulamaya başladım.) "Maya" dedi ve güldü. Hatta bizimle dalga geçti bile diyebilirim. Sasha ile birbirimize baka kaldık. Nedir ki bu maya? Tabiki de o dayanamadı arkasından koştu ve " Neden bunu söyledin?" diye sordu. Azad'ın cevabı gene gülerek " Çünkü bu Maya." oldu. O akşam bende Sasha'da uyuyamadık. Bütün gece elimin altında olan felsefe kitaplarındaki herşeye bakındım. 
Maya, maya, maya, maya ... 
Yaklaşık %99'umuzun küfür ederek, kendimizi suçlayarak "Hay beceriksiz. Telefonuda kırdın aferin sana. Allah kahretsin." yada "Geçmiş olsun, ay kırılmışmı, ay birşey oldu mu?" gibi cümleler kurarak tepki vereceği bu olayı; Maya diyerek nitelendirip birde gülen bir hocamız vardı. 
Maya kelime anlamı ile illüzyon demek. Bunu biraz daha açarsak eğer; bizim yaşadığımız fiziksel gerçekliğin sadece bir aldanmadan ibaret olduğunu belirtir. Sahip olduğumuz eşyalar bile bize görünen şekilde algılanır ki aslında hiç birşey bu kadar basit değildir. Hatta "Mayalar" insanlığın yaşadığı illüzyonun 2012 de biteceğinide söylemiştir ama sene 2017 oldu ve illüzyonun her alanda dibini yaşıyoruz. 
Sabah olduğunda Sasha dayanamadı ve Azad'ı buldu. "Ben bu kadar kırılan telefona sinirlenmişken, şimdi Hindistan'da telefonsuz kalmışken, sen neden bana güldün?" diye sordu. Azad " Herşey bir illüzyon o yüzden sinirlenme. Bak mesala  gökyüzü aslında mavi değil ama moleküllerin ve diğer herşeyin bizim gözümüze yansıması ile biz onu mavi görüyoruz. Hatta gece bile gökyüzü dediğimizde mavi aklımıza geliyor. Mesala süte beyaz diyoruz ama aslında bu da birçok atom ve molekülün birleşip süte verdiği renk ve tatla alakalı.Demiyorum ki dünya gerçek değil ama her zaman göründüğü gibi olmayacağı için bir illüzyon aslında. Dünya mutlak değil ve materyal olan dünya sadece geçici bir yaratılış." İkimizden de çıt çıkmadı. 
Bu insanlar nasıl yapıyor bunu? Herşeyi bu kadar felsefi boyuta nasıl taşıyorlar? Alt tarafı bir telefondu?
Biz tabi düşünmeye başladık. Biliyorum çok saçmaydı ama saçma olan neydi biliyor musunuz?
İstanbul'da arkamda kalan hayatım mı yoksa bu mu gerçekti bilememek. İnsanları düşünmeye başladım sonra bağımlılıklarımızı telefonlarımızı evlerimizi ( İphone'um olmadan asla ama en azından bağımlı olduğumu kabul etmemde birşey bence) banka hesaplarımızı, gittiğimiz mekanları ve sosyal çevrede statü uğruna oynadığımız oyunları.. Düğünlere verilen paraları, insanları etkilemek için harcanan zamanları, sırf insanlar ne diyecek diye alınan bilmem ne fiyatta ki giysileri veya evleri.. 
Akşam yemekte bir daha konu açıldı ben Azad'a "Peki nasıl bir illüzyondan bahsediyorsun? Ben hala çözemedim bunu" diye sordum. 
O;
"Dört tane çocuk deniz kenarında kumdan evler yapıyorlar. Hepsi en güzel evi yapmaya çalışıyor. Olmayan eşleri ile uyuyacakları yatak odalarını, yemek yapmayı bilmemelerine rağmen büyük mutfakları, daha sahip olmalarına çok seneler olduğu halde cocuklarının yatak odalarını.. Her çocuk kendininki ile ilgileniyor gibi dursada aslında yan gözle birbirlerinin evlerine bakıyorlar. Hangisinin ki daha büyük anlamaya çalışıyorlar. Bir anda bir çocuk birisinin evini tekmeliyor ve mahvediyor. Cocukların hepsi ona sinirleniyorlar ve onu yanlarından uzaklaştırıyorlar. Saatler ilerliyor ve güneş batmaya başlıyor. Aileleri merak edecek diye düşünerek hep beraber evlerine dağılıyorlar. Akıllarında kumdan evleri hakkında en ufak birşey kalmıyor. O sadece geçici bir oyundan ibaret oluyor. Zaten gece gelen dalgalar bütün hepsini de yerlebir ediyor. İşte bu Maya. Yani herşey gerçek gözüküyor o kumdan kaleler bile ama hiç birşey kalıcı değil. Mal, mülk, araba, torunlar, çocuklar, banka hesapları... Ama bu bize o an o kadar gerçekçi gözüküyorki hep bunlar üstüne hayatımızı inşaa etmeye başlıyoruz. Muhteşem bacakları olan manken kız veya karnında kaslar artık kalıp olmuş adam kırk sene sonra  yerinde kalmıyor. İşte bu hep Maya (burada parantez açarak o bir tabak daha makarnayı yiyin arkadaşlar zaten kalmayacak karın kasları demek istiyorum)
Hayatı o kumdan evler gibi yaşıyoruz işte ve hep o kumdan evler için kendimizi üzüp, insanları kırıp aldanıyoruz.
Ayağa kalkıp alkışlamak istedim gerçekten. Çünkü aradığım cevap buydu.. Bende biliyorum bu illüzyonların çoğundan kurtulamayacağımı ama bunların illüzyon olduğunu bilmek bile bence büyük bir adım. Bunu anladım. 
Voltaire zaten söylememiş mi?
"İllüzyon tüm zevklerin ilkidir" diye.
Bu aslında çok tehlikeli değil mi?  
Hayatı boyunca o küçük, dışarıya kapatılmış baloncukta yaşayan, belli çevre, statü veya ortamdan ayrılmamış ve herşeyin önlerine sunulduğu insanlar.. Eğer bu dünyanın illüzyon olduğunu düşünmeye başlarlarsa çok büyük boşluğa düşecekler. Bunu kendi çevremin %90'ı kesinlikle kaldıramaz. Buraya gelmeden önce yargılıyordum insanları; şunlara bak, yaptıklarına bak, gösterişten başka birşey bilmiyorlar diye. Hatta gösteriş, sahtelik, yapmacıklık olan ortamlarda, hele birde sürekli maddiyat konuşuluyorsa gitmiyordum bile. Yapamıyordum.. Bu yüzden çoğu insanın benim için burnu yukarıda dediğini biliyorum ama sizde beni anlayın.  
Bu illüzyon olayını anlamaya başladıktan sonra artık yargılamayı bıraktım. Anlıyorum, empati yapabiliyorum. Çünkü biliyorum ki bu onların suçu değil. Hiçbirimizin suçu değil ki. Hepimiz ailemizden veya toplumumuzdan gelen kalıplar içinde yaşıyoruz. O kalıplardan oluşan balonların içinden çıkamıyoruz. Belkide çıkmaya korkuyoruz çünkü bizim için bir güvenli alan oluyor balonlar ve güven insanoğlu için herşey. Çıktığımızda veya çıkabildiğimizde ise sudan çıkmış balık gibi oluyoruz. Ben hala karar veremedim. Balonun içinden hiç çıkmasak sanki dünya daha mı basit? Çıktığın zaman, sorgulamaya başladığın zaman, düşünmeye başladığın zaman (çok fazla düşünmekten bahsediyorum) ve görmeye başladığın zaman herşey hem daha aydınlık hemde daha karanlık, hem daha güzel hem daha çirkin..
  
Namaste