kontorsbild_lottorp_ny

Küçük bir zarf ,

Geri döndüm mü? Evet bedenen döndüm. Ruhen orada kaldığım su götürmeyen bir gerçek. 

Ashram'dan yani manastırdan çıkmaya hazırlandım dün sabah; elimde iki büyük, kitap değil sanki içinde ölü bir beden taşıyormuş gibi, ağır bavulumla veda zamanına yaklaştım. Bir çok kişi dünden gitmeye başlamıştı zaten. Kimi Bali'ye, kimi Amerika'ya, kimi Fransa'ya, kimi Arjantin'e ve kimi ise Avusturalya'ya.. Dün sabah bir tek Sasha, Barbara, Sabrina ve Angie vardık. Sabah Sasha ve Barbara ile kahvaltıyı dışarda ettikten sonra beni almaya gelen Hari'nin eşliğinde manastırın önüne çıktık. Birbirimize sarıldık, az biraz ağlaştık ve birbirimize bu bir bitiş değil ama bir başlangıç diye söz verdik.. Kendimi önce tuttum ama ikisinide ağlarken görünce çok karmaşık duygular yaşadım. Evimi de özlemiştim ama oradan da ayrılmak istemiyordum. Rishikesh'e ait çok ilginç şeyler var aklımda, sanırım en önemlisi seni kendi ruhu ile besleyen bir şehir olması. Her sokağı, her anı buram buram spiritüellik kokuyor. Bundanda öte buradaki insanlık ve arkadaşlık... Birde o pozitif enerji işte beni en büyük etkileyen şey oldu.  

Vijek (felsefe hocası) yoga yoluna (çok banal bir kelime gibi gelebilir ama bunu kendini anlama yolu diye düşünebilirsiniz) giren veya buraya gelen insanların bir şekilde hayatlarında kendilerini kendi bireyliklerinden çıkartan, büyüten, ağlatan veya olgunlaştıran tecrübeler yaşamış olduğunu söylemişti. Bu insanların hayatlarında dünyevi zevklere ait olarak görülebilecek herşeyi denemiş ama genede mutlu olamamış bireyler olduğunu ve bu yüzden bu yolda olduklarını söylemişti. Çok isabetli bir tesbitti. Yakınlık kurduğum bütün arkadaş hatta dostlarımın hepsinin öyle yada böyle bir problemi vardı. Ailesinden bunalan, en yakın  arkadaşı intihar eden, maddiyata dayalı dünyadan sıkılan, kanser hastalığı olan, iş hayatından bıkan, kocası ile problemler yaşayan... Her telden çalıyorduk. Ben niye oradaydım? Benim kendime sormaya başladığım soru bu olmuştu. Şimdi döndükten sonra çok daha iyi anlıyorum. Bende bunalmışım. Şehir hayatında insanlarla uğraşmaktan, çıkara dayalı arkadaşlıklar kurmaktan( evet maalesef karşındakinden mutlu etmesini ve bir kahveye davet etmesini beklemek bile bir çıkardır), beklentiler denizinde savrulmaktan, anı yaşayamamaktan, yetişme telaşından, yetebilecek miyim sorunsalından, egolardan... Aslında bunu yaklaşık 2 sene öncesinde farketmiştim. Muhtemelen bir çok kişi ile arkadaşlığımı bitirme kararı almamın sebebide bu olmuştu. Rishikesh'in bana öğrettiği tek şey nedir diye kendime sorsam sanırım dostluğun haftada kaç gün görüşebildiğin, hangi restoranda yemek yediğin, trip atıp atmadığın veya trip yediğin yemediğin ve en önemliside kaç senedir birbirini tanıyıp tanımadığın anlamına gelmediği idi.. Genelde insan dostum dediğinde ya kaç senedir biz arkadaştık dersin. Oysa burada tanıştığım özellikle 3 kız benim dünyada görüp görebileceğim en iyi dostlarım oldular. Belki en karanlık sırlarımı anlattım, belki en absürt şakaları yaptım ve belkide en derin düşüncelerimi paylaştım. En çok bunu özleyeceğim. Tereddütsüz, "ya beni yargılayacak mı?", " Şu hikayeninde şurasından kırpıp anlatsam" gibi düşünceleri yaşamadan hayatımda belkide ikinci veya üçüncü defa herşeyi paylaştım. Bunların yanı sıra ilk defa birinden haklı olduğum halde özür de diledim. Bu benim için ne kadar büyük bir adımdı kelimelerle anlatamam. Aslı evet bu Aslı gidecek hatta haksız olsa bile birisinden özür dileyecek ki nerede kaldı haklı olup özür dileyebilmek. Ama şunu anladım işte karşındaki insanın seni kırması, üzmesi veya düşünmeden sana kelimeler sarf etmesi sadece o kişinin kendisini daha tanıyamadığından kaynaklanıyor. Çünkü hepimiz birbirimizin bir parçasıyız aslında ve kendini sevemezsen eğer bu sefer karşındakine sevgisiz cümleler kurabiliyorsun. Eğer kendini sevemezsen bütün hareketlerin, konuşmaların aslında senin yansıman oluyor ve eğer gene kendi sevgisizliğin içinde kendi problemlerin ile nasıl başa çıkacağını bilemezsen bunu başkalarına yansıtmış oluyorsun. 

Thich Nhat Hanh'ın "Teachings on Love" yani " Sevgi üstüne öğretiler" adlı kitabında bahsettiği bir kısım var tamda bununla alakalı. Babalar ve anneler bazen hata yaparlar. Hatta öyle hatalar yaparlarki; avukatlık okuman lazım, maaşlı işe girmen lazım, hayır onu değil bunu giymen lazım ve hayır öyle değil böyle düşünmen lazım.. Bunlar aslında hep küçük küçük hatalar. Bazen bize çok heybetli bireyler gibi gözükselerde babalarımız ve annelerimiz de aslında sadece insanlar ve normal insanlar gibi hata yapabilirler. Onların çocuklarının üstünde kurmaya çalıştığı düşünceler aslında onlara kendi ailelerinden miras kalan hataların ve yaraların yansıması.  Eğer işte onlara karşı bu şekilde bu duygu ile yaklaşırsak ( her birey ailesi ile bir çatışma yaşamıştır bunu kabul edelim) eğer onları anlamaya çalışırsak, eğer empati kurarsak ve eğer önce kendimizi seversek onlara daha ılımlı yaklaşabiliriz. Onların bazen bizi delirten,üzen veya kıran şekilde davranmasının tek sebebi kendi problemleri ile nasıl baş edeceklerini keşfedememiş ve belki tam anlamı ile kendilerini çok sevememiş olmaları. İşte burada mindfulness devreye giriyor yani farkındalık. Herşey bu kadar basit hatta çok güzel bir meditasyon örneğide veriyor kitapta. Ne zaman anne ve babanıza sinirlenseniz ve ne zaman onları yargılamaya başlasanız; onların beş yaşındaki hallerini düşleyerek meditasyon yapın. Çünkü onlarda bir zamanlar çocuktu onlarda problemler yaşadı ve sen/ben şanslıyızki bunu farkedecek farkındalığımız mevcut, kendimizi sevme çabamız var.. İnanın o zaman herşey o kadar berraklaşıyor ki. İnsan kendini kabul edebildiği sürece karşısındakini herşeyiyle kabulleniyor. 

İşte tam bu kitabı tekrardan açmıştımki havalanında içinden bir küçük zarf düşüverdi. Asli yazıyor üstünde. İ'nin noktası kalpten. Anlamlandıramdım biran. Açtım baktım tamda yazanı paylaşıyorum resimlerde. 

Bir insanın size "This world needs people like you" yani "bu dünyanın senin gibi insanlara ihtiyacı var."demesi en güzel hediyedir. En pahalı, en şık hediye bile bunu asla geçemez. Bir insanın bir şekilde hayatına dokunabilmiş olmak.. ineklerle beraber Ganj'ın kenarında oturup Chai Tea içerken dertleşmek ve senin düşüncelerinin onlarda yer edebilmesi.. Paha biçilemez. Bunu gördüğüm anda salya sümük ağlamış olmam; " Dehradun Havaalanının delisi" olarak anılmamın başlıca sebebi olabilir. Avusturalyalı arkadaşım yazmış bu mini mektubu bana..   

Döndükten sonra bu mektup sayesinde ben Aslı hakkında neyi farkettim? Ben güçlüymüşüm.(bunu birinin bana söylemesi gerekiyormuş demekki) Bunu farkettim ve bunu bana arkadaşlarım gösterdiler. Ben kendimi çoğu zaman güçsüz ve sulu göz biri zannederdim. Burada tanıştığım herkes bana "You are such a strong woman. You don't have any idea" dediler. Yani "sen çok güçlü bir kadınsın ve bunun hakkında ufacık bir fikrin bile yok." dediler.. Hatta ilk verdiğim izlenim de bu olmuş. Sasha bana bugün bir mesaj attı. " When I first met you, I was a little intimidated because you seemed (are!) like such a strong woman and also because you have awesome tats and are really strylish." ( Seninle ilk tanıştığımda gözüm korkmuştu çünkü çok güçlü bir kadına benziyordun ki zaten öylesin. Ayrıca süper dövmelerin ve stilin vardı.) İlerleyen satırlardada eklemiş "You are still the same strong woman that you were when you started here, but I think maybe you didn't see just how strong you really are and now you really recognize it." (Sen gene başladığımız zaman ki o güçlü kadınsın ama bunu göremiyordun ve şimdi bunun gerçekten farkına varıyorsun)  Bir çok şey daha yazmış.. Ama güçlü biri olmak güçlü görünmek bunlar sanki benden çok uzak şeyler gibiydi.. Belkide hayatın karşıma çıkardığı şeyleri iyi veya kötü tecrübeleri hep küçümsedim. Küçümsememem lazımmış çünkü o tecrübelerle ben şimdi Aslı'yım. 

Anlatılabilecek yazılabilecek o kadar fazla yazı varki. Sanırım biraz zamana ihtiyacım var. Olanları yaşananları ve öğrenilenleri hazmederek herşeyi değerlendirmem lazım. Ama hayat o kadar güzel ki. Kitabın arasından düşebilecek bir zarf kadar hayat dediğin. Bir tek bu yeterli ve kendinden başka hiçbirşeye ihtiyacın yok mutluluk için. 

 

Namaste !