kontorsbild_lottorp_ny

Mutluluk ancak gerçek sevgi ile mümkündür... Thich Nhat Hanh  sevgi, aşk, thich nhat hanh, mutluluk, budizm ,

Mutluluk ancak gerçek sevgi ile mümkündür. Gerçek aşk çevremizdeki olayları ve insanları dönüştürme ve iyileştirme gücüne sahiptir...  
Thich Nhat Hanh 

Gerçek sevgi ve aşk gerçekten neydi? Seviyorum kelimesi ne zaman bu kadar çok tüketildi. Hamburgeri seviyorum, güneşli havayı seviyorum, kedimi seviyorum, arkadaşımı veya bakkalımı seviyorum.
Budizmde genç keşişlere öğretilen en önemli öğreti "Ölçülemeyen dört düşünce"dir. Maitri (gerçek sevgi), Karuna (merhamet, şefkat, acıyı paylaşma), Mudita (gerçek sevginin getirdiği neşe) ve Upeksha (soğukkanlılık, ayrımcılık yapmamak, bırakmak)... Bunlar pratik edildikçe artabildiği için hiçbirzaman ölçülemezler. 

Sevginin gerçek bir sevgi olması için;

Beni seviyorsan mesala ; bana sevmediğim bir yiyeceği yedirmeye çalışmamalısın veya sevmediğim bir yere gitmeye zorlamamalısın. Çünkü sevgi karşındakinin mutlu olmasını istemek demek. Peki neden beni mutsuz etmeye çalışıyorsun? Yani beni seviyorsun ve mutlu olmamı istiyorsun ama aynı zamanda şu sevmediğim bamyayı yemeye zorluyorsun. Amaç çok güzel ama anlayış yok. Aynı şekilde "Ama o seviyor diye gidiyoruz." veya "Onun istediği olsun bu seferde." gibi cümlelerde aynı anlama geliyor. Bunlar anlamadan sevmeye çok güzel örnekler aslında. Anlayış olmadan sevgi sadece boş bir söz veya kalıptan ibaret. Thich Nhat Hanh'ın dediği gibi "Anlamak sevginin diğer adıdır." O kadar derin bakmak gerekir ki sevgiye; karşındakinin isteklerini veya acı çektiği noktaları anlamak gerekir... 
Aslında hava kadar normal olan bir şeydir sevgi. Hava kadar veya nefes almak kadar elzem. Temiz havada nasıl mutlu oluyorsak, gerçek sevgi karşısında da neşe buluruz aynı şekilde. Maitri kelimesi aslında sevgi diye çevrilmiş olsada, kökü "Mitra" kelimesinden geldiği için Budizm'de arkadaşlık olarak anlatılıyor. Yani sevgi arkadaşlıktır ve bir cümle, bir kelime ve bir hareket karşısındakinin veya sevdiğinin (bu ağaç, hayvan veya bitki bile olabilir.) acısını dindirir. Ama sadece anlayabilirsen. Anlayış çerçevesinde hareket edebilirsen. "Acını paylaşıyorum" cümlesi o yüzden bana hep saçma gelmiştir. Acımı paylaşma. O benim acım. Bunu yapamadığını ikimizde biliyoruz. Sadece ve sadece anla; bu herşeyden daha değerli. Eğer ilişkinin içinde anlayış, merhamet ve acımı, acısını ve acıları anlama isteği var ise; işte o zaman her türlü mucize mümkün. Thich Nhat Hanh "Sevgi üzerine Öğretiler" adlı kitabında, küçükken hiçbir zaman dünyada neden bu kadar acı olduğunu anlayamadığından bahseder. Hatta "Buddha inanılmaz bir gülüşe sahip. Bu adam dünyadaki bu kadar acıdan hiç mi rahatsız olmuyor?" diye kendine de sorar. Sonra cevabı yıllar sonra gene kendisi bulur. Çünkü Buddha bu acıları nasıl anlayacağını ve nasıl dönüştüreceğini, nasıl iyileştireceğini biliyordur. Acının insan tarafından kabul edilmesi, anlanması ve farkına varılması gerektiğini belirtirken ama bu sırada aynı insanın sakinliğini ve gücünü korumasının vazgeçilmez olduğundan da bahseder. Mesala son 1-2 senedir bende bunu kendime soruyordum. Neden bu kadar acı var bu dünyada? Çocukların ölmesi ve hayvanların öldürülmesi. Dayanamıyordum bazen. Hatta insanlardan nefret eder hale gelmiştim. Sanırım şimdi anlıyorum ve bu dönüştürülebilir. Mesala bu sanırsam bir doktor gibi olmayı gerektiriyor. Bir sürü hasta geliyor hemde binbir çeşit sorunla ama onlar tedavi sürecinde kendi bedenlerinde bu acıların hiçbirini yaşamıyorlar. Sadece tedavi ediyorlar...
    Peki ya neşe? Gerçek sevgi; eğer iki tarafta tarifi imkansız, saf bir neşe ve mutluluk yaşıyor ise gerçek sevgidir. Örneğin; çölün ortasında buz gibi akan bir şelale gören kişi neşe bulur ve bu sudan içtiğinde ise mutluluk duyar. İşte burada da anda olmak konuya dahil oluyor. O an mutluluk duyuyor. Hemde bulduğunda değil, o suyu içtiği anda mutluluk duyuyor. Herşey anda var oluyor aslında ve geleceğe çokta acele etmemek gerekiyor. (Bunu kendime belki de günde 10 defa hatırlatıyorum. Şu an andasın Aslı. Geleceği, yarın gideceğin yeri, önümüzdeki ayda olacak toplantıyı veya semineri lütfen düşünme.) İşte bu gerçek sevgi sayesinde neşeyi ve mutluluğu tadarken; soğukkanlılığı, bazı bağımlılıkları bırakabilmeyi veya ayrımcılık yapmamayı da unutmamamız gerekiyor. Eğer sevginiz bir bağımlılık içeriyor ise - Onsuz yapamam, ölürüm, biterim, aman yarabbim. -, eğer sevginiz ayrımcılık içeriyor ise ve eğer sevginiz ön yargı içeriyor ise... Maalesef dostum, bu gerçek sevgi değil. Bunlar olmadan sevgi sadece bir mülk üstünde hak idda etmekten başka birşey ifade etmiyor. Mesala ıtır bitkisinin kokusu çok güzel olabilir ama bunu bir kutuya "Oh hep koklarım." diye koymaya çalışırsan; koyabilir misin? Koku ölür, biter ve yok olur. İşte sevgi de böyle birşey. Sevdiğiniz insanı kıskançlıklar, kavgalar, kısıtlamalar, değiştirmeye çalışmak gibi öğelerle bir odaya kapatırsanız eğer; bu özgürlüğünü çalmak ve onu kendi olmaktan alıkoymaktan başka bir şey değildir. Bence günümüzün en büyük rahatsızlığı bu. Ha bende kıskanç olmadım mı? Oldum ama sanırım bunları değişmek ve anlamak için yaşamam gerekiyordu. Yani demem o ki; sevgi denen hapise insanları soktum da, bende o hapiste yattım da. Ta- da. Karşınızda İllüzyon. 
Hiçbir kimseye; "Çok seviyorum, varsın yapsın, olsun." veya "Sevdiğinden yapıyor." gibi bahanelerle katlanmak veya sonsuz sabır göstermek zorunda değilsiniz çünkü bilinki o gerçekten sizi sevmiyor. 
Ama muhtemelen bunları yapan insanlar öncelikle kendilerini sevmiyorlar (bende bir noktada kendi benliğim ile berbat bir ilişki yaşamıştım). Kendini sevmeyen insanın zihni hiç bir zaman  rahat durmaz ve hiç bir zaman huzura kavuşamaz. Bunların sebebi birazda modern dünya ile artarak bilincimize yerleşen türlü türlü istekler ve garipleşen düşüncelerdir. Eğer kendimizi sevmek ve kendimizle barışık olmak istiyorsak önce kendimizi fark etmemiz gerekmektedir. Bunu yapamıyorsak eğer, savaş alanında bulunan en gaddar, en kötü ve en vahşi düşmanı sadece içimizde yaşatmakla kalıyoruz. Öyle ya, bu dünyada kendimizden daha bize yakın kim var? İşte acı çektiren bu insanlar ne zaman kendilerinin önemini anlarlarsa, işte o zaman karşılarında bulunan varlıklara acı çektirmeyi bırakacaklardır. Bu yüzden; arkamdan konuşanları, dedikodumu yapanları, kötülüğümü isteyenleri veya beni belli kalıplara sokuşturmak isteyenleri şimdi daha iyi anlıyorum. Önce kendinizi sevin yoksa zamanla kendi içinizde yetiştirdiğiniz bu düşman, arkanızdan Brütüs gibi çıkagelecek. Bunların yanı sıra; hayatta  "Bana neden bunu yaptılar?" cümlesini bir çok kere kurmuşuzdur. İşte kuranlar ise umarım şimdi herşeyi daha net görebiliyordur. Sorun sizde değil. Eğer elinizden gelen herşeyi tüm şeffaflığınız ve dürüstlüğünüz çerçevesinde yaptığınıza inanıyorsanız; maalesef tek bir seçenek var. Onlar kendilerini sevmiyorlar ve siz buna derman olamazsınız. 

Son olarak birde Thich Nhat Hanh'ın "Sevgi üzerine öğretiler" adlı kitabında yazan küçük bir hikaye aklıma geldi şimdi;

Bir gün bir din adamı Buddha'ya gider ve sorar; 
"Usta. Öldürmek için hem fikir olacağın ne vardır?" 
Buddha; " Öfke. Çünkü öfkeyi öldürürsem eğer, bütün acı çekmeler son bulacak. Bütün erdemli insanların tek düşmanı sadece öfkedir."
Buddha'nın cevabından çok etkilenen din adamı yani Brahman kendi Sangha'sına (topluluğuna) dönerek bunu anlatır ve o kadar etkilenir ki bir keşiş olmaya karar verir. Keşiş olduğunu öğrenen kuzeni çok sinirlenir ve Buddha'nın suratına suratına küfürler, beddualar yağdırır. Buddha sadece güler. Adam daha da delirir. " Neden cevap vermiyorsun bana?" 
Buddha; "Eğer bir kişi bir hediyeyi kabul etmiyorsa, hediyeyi veren kişi tarafından hediye geri alınmalıdır." 
Öfkeli kelimeler ve hareketler  öncelikle sahibini acıtır. 

Namaste...