kontorsbild_lottorp_ny

Yoga İç Çamaşırı Rengimi Değiştirdi yoga, pazarlama, kadın, iç çamaşırı,

Evet uzun zamandır ortalarda yoktum. Bayram girdi araya, Kutsal İnek olarak arkadaşım Linda ile Bodrum'da çok güzel yoga dersleri yaptık. Ardından bir eğitim daha patlattım. Sonrasında Marte Fighting Community Yeniköy'de dövüşçü odaklı yoga dersleri başladı. Eh birde ardından Crossfit Pars'da Psoas hakkında bir eğitim. Derken... Yok ama bunların hiçbiri aslında insana bahane olmamalı. Yazamadım işte, belkide canım çekmedi. 
                Buaralar aklımda şu var: İnsanlar o kadar fazla dış görünüşüne önem veriyor ki , adama gerçekten bak kendi içine konsantre olacağız şimdi dediğinde; yani iç ekosistemin de önemli hani az uğraş dediğinde; hiç tepki alamıyorsun. Ama insanları da suçlayamıyorum çünkü öyle bir düzende yaşıyoruz ki; seks satıyor, kadın vücudu yaralanıyor, cinsiyetler çatışıyor, babalar para basıyor, pazarlama coşuyor, dış görünüş olanca heybeti ile dahada önem kazanıyor ve insanların içi maalesef boşalıyor. En basitinden geçenlerde iç çamaşırı alışverişine çıktım (neden bir utanma geliyorsa bunu yazarken oda ayrı bir konu) ve  genelde herşeyini online sipariş eden bir insan olarak; ilk defa basit ve hızlı bir şekilde, girdim aldım ve çıktım. Önceleri tek durak yerim Victoria's Secret idi çünkü o renkler, karmaşıklık ve sözüm ona seksi gözüken iç çamaşırları adeta büyülüydü. (Burada bir parantez açalım. Bütün iç çamaşırı markaları kadını objeleştirmeye çalışıp sadece kadın objesinin üstünde seksi duran aksesuarlar satmaya çalışmakta. İstisnası yok. Bazıları sadece bunu az vurgulamakta, bazısı ise bağırmakta.)   
Bu bir itiraf belki ama şunu anladım; Yoga benim iç çamaşırı rengi tercihimi değiştirmiş. Pazarlama alanında doktora yapan bir kişi olarak bunları itiraf etmem çok üzücü ama iç çamaşırı tercihimi bile pazarlama etkilemiş.   
Wonderbra'yı hatırlar mısınız? Reklamlarından birinde "aklını çeler ve hemde yasal" yazmaktaydı ama bence en ilgi çekici olanı ise "mal varlığınızı iyi yönetin" yazalı olandı. Zaman ile öyle bir durum yaratıldı ki, hep biz kadınlar olarak birşeyler yapmak zorundaydık. Bu iç çamaşırlarını almalı ve partnerimize olabildiğince seksi gözükmeliyiz çünkü bu bizim görevimiz. Sanki ürünü kullanmanın sonucu olarak cinsellik veya birlikte olmak bir ödül gibi ortaya serilmişti.   
Günlerden birgün ben artık bunlardan sıkıldım. Dibim düşerdi eskiden o renkli iç çamaşırları veya push up sütyenlere. Yoga iç çamaşırı rengimi değiştirdi derken bunu kastediyordum işte. Birşeyleri kendim için yapmayı öğretti bana, başkası ne deri düşünmekten ziyade ben sever miyim sorusunu kendime sorabilme cesaretini kazandım. En önemlisi sadeleştim. Bu durumda o yada bu sebepten dolayı gözü açılan tek ben olmadığım için; VS'ın da satışlarının düşmesine çok şaşırmıyorum zira seks satar ama çok fazla olanı maalesef geri de tepebiliyor. Farklı bir açıdan bakarsak eğer; insan kendi özgüvenini kazandıkça, kendini olduğu gibi kabul edebildikçe ve en önemlisi kendi ile barışık olabildiği sürece çok fazla eşya satın almıyor. Öyle ya sonuçta pazarlama dediğimiz şey aslında insanların eksikliklerini gözüne gözüne sokar, olabileceği insanı gösterir, idealler ve idoller yetiştirir ve her zaman aslında insanların bilinçaltından yürüyerek onlar için varolmayan istekler yaratır. Düşünsenize eğer herkes elindeki ile mutlu olabilseydi ve kendini olduğu gibi çok sevseydi markaların satışları ne kadar fazla olabilirdi ki? Sonuçta dizilerle, filmlerle ve reklamlarla topluma aşılanmak istenen şu oldu; erkeklerin karın kasları kadın çeker, birde altında kırmızı Ferrari var ise deme keyfine. Kadınların ince belli ve büyük göğüslü olması gerekir, akşam 7'den sonra yemek yenmez, yumurtanın sarısı ve erkeğin arabasız olanı makbul değildir, çantanın markalısı, sütyenin pushuplısı, sporun halterlisi, tatilin Santorini'lisi, düğünün alası, şarap'ın Fransız'ı, hayvanın cinsi, evin şöminelisi, tenin bronzu, diyetin 3 günü, insanın bencili, topuklunun incesi, parfümün çiçeği, makyajın gölgesi... Bu liste böyle devam eder. Benim dikkatimi çeken kadınlar olarak ne kadar fazla bunlara kandığımız oldu.  "Başkası seksi bulsun diye değil (burada "başkası" sadece sevgili anlamında kullanılmıyor çünkü kadınlar soyunma odalarında bile birbirinin iç çamaşırlarını süzüyor.) canım kendim için, kendi kendimi beğeneyim diye alıyorum bunları." da diyebilirsiniz ama bu düşününce bile kendi içinde mantıksız bir düşünce oluşturuyor. Maalesef kadınların üstüne o kadar fazla gereksiz sorumluluk konuldu ki. Çıkış noktası sadece bir sütyen olan kişiselleştirilmiş narsisizm tüm kurnazlıklar ile güzelce yoğuruluyor. Bu yüzden zaman içinde "Ah canım kendini bu sütyen ile çok güzel hissedeceksin." gibi satış teknikleri karşımıza çıkıyor. Kendi ile hoşnut olabilme ihtimalinin bir sütyen ile sağlandığı kadın ise; kendinden hoşnut olma ve kendini baştan çıkarabilme yeteneği ile bir nevi markalara tüketimde mükemmel yöntemi başartmış oluyor. Kabul hala şunun kenarında ki dantel veya ucunda ki fiyonk güzelmiş diyorum ama en azından eskisi gibi o renkli cümbüşlü göğüs kaldıran, popoyu bilmem ne yapan ürünlere kanmıyorum. Artık hayatımda nasıl işlevsiz varlık ve kişileri çıkardıysam, iç çamaşırlarımda bile gereksiz renklere elveda diyorum, beyaza ve siyaha merhaba diyerek yeni bir dönem açıyorum. Şimdi bununla ne alaka yoga diyor olabilirsiniz. Yoga benim kendi vücudum ile olan ilişkimi değiştirdi ve hatta baştan yarattı. Kendim ile barışık, kendim ile mutlu olmaya başladım. Yoga dersi diye verilen Asana dersleri ve hareketler değildi bunu sağlayan; bol bol yoga, felsefe, yaşam hakkında okumam ve öğrendiğim herşeyi kendi hayatıma aktarabilmem beni bugünki ben yaptı. Seneler boyunca bir binanın tuğlaları gibi üst üste konmuş olan takıntılar yıkılmaya başladı. Çok garip bir şekilde gözümün önünde bulunan tüketim perdesini kaldırdı çünkü o perde örtülü iken hiç birşey yetmiyordu. Bunun sebebi ise, tatmin olma duygusunun ve yeterli olabilmenin ancak ve ancak bize sunulan "buna sahip ol ve daha iyi bir insan ol." seçeneğinden geçmesiydi. Ama ben zaten iyiyim, göğüsümün büyüklüğü, ayakkabımın markası veya arabamın modeli bunu ne kadar değiştirebilir ki? Hem sahi ya; bir erkek sizi arzulamıyorsa iç çamaşırınızın rengi ne kadar fark eder ki? Veya sizi arzuluyorsa üstünüzdeki en berbat rengi solmuş sütyen bile zaten fark eder mi? 
Hepimiz Mayalar yazımdaki gibi bir illüzyonun içinde yaşıyoruz. Tamamen uyanmamız bir sürü etkenden dolayı pek mümkün olmasada; uyku felci yaşamanın da bir alemi yok sanırım.