kontorsbild_lottorp_ny

Bak bundan yiyebilirsin bunda tavuk var yoga, maya, illüzyon, felsefe, vejetaryen, ahimsa,

Vejetaryen olmak belkide hayatımda verdiğim en mantıklı, en kendime yarayan ve en vicdanlı kararımdı. 
Anoreksiya geçirdiğim zamanlarda "Aaa vejetaryenlik deneyeyim. Belki daha çok kilo veririm yaaaa." gibi düşünceler dışında hiç bir zaman denememiştim. Bu düşünceler hayatımın yoga, meditasyon, hindistan ve bolca kitap ile neredeyse 500 derece değişmesinden sonra başladı. Önceleri protein almam lazım diye  et, tavuk ne bulduysam yiyordum. Karın şişliği ve hazımsızlık hayatımdan eksik olmuyordu. Yoga'ya kendi kendime başladığım zamanda okuduklarımdan da etkilenerek kırmızı ve beyaz et yemeyi bırakmıştım. Bu sırada izlediğim bir kaç belgesel de etkili oldu. 
ingilizce isimlerini yazıyorum :
"Cowspiracy"
"Earthlings" : bu çok çok güzel
"Forks over knives"
"Vegucated"
(Bunların türkçe alt yazılıları muhakkak mevcuttur.)

Ve bu şekilde bıraktım. Şimdi 1 sene 2 aydır kırmızı et, 2 senedir yumurta, 2.5 senedir tavuk ve 9 aydır balık tüketmiyorum. Ben kademe kademe ilerledim çünkü biliyordum ki zaten yemeklere takıntım vardı. Yemek yeme bozukluğunu dibine kadar içeren bir geçmişten gelince, kendimi dahada zorlarsam bu da takıntılı bir duruma dönecekti. Şimdi hedefim peyniri de bırakmak ama kendimi zorlamıyorum ve yediğim peynirin çeşidinden, üretiminde kullanılan tekniklere kadar dikkat etmeye çabalıyorum. Vejeteryanliğe geçiş döneminde o kadar saçma sapan sorular ve cümlelerle karşılaştım ki ;

Karşımdaki: Ama bak bunda tavuk var. Yersin sen.
Ben: Sizin oralarda ki tavuklar sebze olarak mı yetişiyor?
--
Karşımdaki: Oho! Herkes vejetaryen olsa sebze yetiştirecek toprak alan kalmaz.
Ben: Demekki dünyanın sonunu ben getireceğim. Kahretsin.
--
Karşımdaki: Dünyanın bir düzeni var. Ona neden karşı geliyorsun.
Ben: İsyankarım.
--
Karşımdaki: Adolf Hitler'de vejetaryendi.
Ben: Yorumsuz
--
Karşımdaki: Sen şimdi vitaminsiz kalıyorsundur. 
Ben: Evet maalesef bonfileden alacağım c vitaminini alamıyorum. 
--
Karşımdaki: Hep bakliyat neyin yiyorsun dimi? Çok gazın vardır.
Ben: Yorumsuz (Yani gaz çıkarmam lazım kanıt olarak sanırım çünkü o ifade var suratında.)


Şunu açıklığa kavuşturayım;
Vejetaryenler yumurta ve peynir tüketirler fakat veganlar hayvandan yapılma veya hayvan ile alakalı hiçbirşeyi tüketmezler. (Buna balda dahil) Ama bunlardan çok öte bir düşünce daha var... Biz insanoğlu olarak yürüyen çelişkileriz yani hayatımız oksimoronluktan ibaret (birbiri ile çelişen zıt kavramların bir arada kullanılması.) Karşımda ki insan eğer bana vejeteryanım diyor ise; hayvan eti tüketimini kesmesinden ziyade ben hayvan ürünlerini satın almamasınıda beklerim. Buna deri çantalar veya süet ayakkabılar dahildir. Fakat bu ürünleri giyinip ardından bana gelip vejeteryanım veya veganım lütfen demesinler. Hele hele kendini "yogi" ismi altında tanıtıp "yoga hocasıyım" diyen arkadaşlarımız; etik olmayan ürünler alıp, mangal yapmaya gidiyorsa lütfen sonra "Bende ki seni selamlıyorum. Yoga bugün benim için havada olan kuşun uçuşu... demek." gibi cümleler de kurmasınlar. Herkesin tercihine saygım sonsuz fakat bunun;
--
Sosyalistin Starbucks bağımlısı olmasından
Muz fobisi olan bir maymundan
Allah'ıma bin şükür ateistim lafından
İslami usül ile kesilmiş domuzdan
Tarafsız taraftardan
Paylaşılmış yalnızlıktan
--
Hiçbir farkı yoktur. 

Hep derim ne türlüsünü yaparsan yap, Yoga her şekilde insana yardım eder. Ama eğer benimsediğim felsefe diyorsan ve hele hele insanlara "Ahimsa"yı öğretiyorsan lütfen en azından kırmızı et tükettiğini veya süet ceketini falan gizle. Hani belki kandırmaca olursun ama en azından yürüyen çelişki gibi görünme. Ha ben hep böylemiydim tabiki değildim. Deri çantamda vardı, ceketimde. Ama hepsini şimdi elden çıkarıyorum. Geliriyle ya yardım yada en azından hayvan ürünü içermeyen eşyalar alıyorum.
Tabi, yağmur ormanlarının büyük başların otlaması için kesilmesini, her gün bir sürü erkek civciv canlı canlı öldürülmesini ve sonra gübreye eklenip diğer hayvanlara verilmesini, tatlı su kaynaklarının hayvancılığın daha da artması yüzünden yok olmaya başlamasını, aslında kedi veya köpek beslemek ile inek beslemenin bir farkı olmadığını ve tek farkın vicdanımız olduğunu, antibiyotik sektörünün en çok tavuklar için işlediğini çünkü daracık kümeslerde hep hastalandıkça antibiyotik verildiğini, 40 dönümlük bir arazi 20 kişiye yeten kırmızı et üretirken aslında 240 kişiye yetecek kadar buğday üretebileceğini... Bunları söylemiyorum bile. 
Benim için tamamen vicdan kavramından gelen bir kendimce başkaldırıydı vejetaryenlik. Çiftliklere gittiğimde yanıma gelen başını okşadığım o ineği artık yiyemezdim. Aslında durum dahada ileri gitti. Hindistan'da manastırın ilk günü hamamböceği öldüren ben ve hayatında en nefret ettiği şey böcek olan ben; bugün üstüme konan her böceği elime alıp aman zarar gelmesin diye en yakın güvenli yere koyuyorum. 
Kendime şaşırıyorum.
Hayat herhalde bu.
 Farkındalığın arttıkça değişim kaçınılmaz.

                Kendini değiştirmenin ne kadar güç olduğunu düşünürsen,başkalarını değiştirmede şansının ne kadar az olduğunu anlarsın.  Voltaire

 

 

Dipnot: Ahimsa şiddetsizlik kuralıdır. Normal fiziksel şiddetle beraber psikolojik şiddetide içerir. Kişi eğer Yoga'yı benimsemiş ise; yaşayan hiçbir canlıya fiziksel, ruhsal yada duygusal zarar veremez. Aynı zamanda her canlıya eşit saygı ve şefkat göstermemiz gerektiğinide belirtir. Ahimsa bir çok kültürde ruhsal gelişimin baştacı olarak kabul görür.